zemzem

-

Tanım

Her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründügün gibi ol". (Hz Mevlana)


Image hosting

Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* Namazi yarina birakmayin!
* Zeka testi
* Istanbulu canli izleyin
* Gülen bebekler
* Dogum gününüzü ögrenmek istermisiniz?
* Elif'in Feryadi
* Gercek bir ask hikayesi...(izleyin)
* Namaz reklami.
* Sure okuyan cocuk
* Filistinli kızın ağlatan feryadı-VİDEO
* Sahte gözyalari...
* Japon bebek
* Sohbetler
* Rahman
* Degisik radyo kanallari
* Kuran mektebi
* Firaset
* Basörtüsü Zulmüne DUR
* Basörtüsü Sinevizyonu
* Ücretsiz islami kitaplar/sesli yayinlar
* ayetler.com
* Zafer dergisi
* Zaman Ailem
* Kuran mucizeleri
* Fesih, Aradiginiz bir cok seyi bulabirsiniz.
* Robot resminizi cizin
* Flash animasyonlar
* Mescid-i Aksa nin icini gezin

Kategoriler

Image hosting

Image hosting


.
Kur'an Hatim Programı Image hosting

Namaz Kılan Askerin Muhteşem Cevabı!...

Bir asker,namaz kılan (en zor şartlarda bile terk etmeyen) diğer askere sordu:
Arkadaş kaçıncı asırda yaşıyoruz ? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5defa namaz kılıyorsun.
Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen teğmeni gösterdi:
-Şu insan; niçin yanından geçerken toplanıyor, selam veriyor ve bütün emirlerine itaat ediyorsun. 'yat'dese yatıyor, 'kalk'dese kalkıyorsun? O da senin gibi iki ayağı, iki eli ve bir başı olan birinsan
değil mi?'
Diğer asker cevap verdi:
-'Evet! O da benim gibi birinsan ama rütbesi var,omuzun da yıldızıvar'

Namaz kılan askerin cevabı müthişti:
'-Ey arkadaş!Sen omuzun da bir tane yıldızı var diye senin gibi bir insana
itaat ediyorsun da ben, yerdeki kumlar adedince yıldızları olan ve hepsini
tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren birzata niçin itaat etmeyeyim?
Niçin namaz kılıp emrini yerinegetirmeyeyim?


Tarih: 14:47, 6/12/2007
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

EVLİLİĞİN İLK SAATLERİ

Aşağıdaki yazı, yeni evlenmiş bir çiftin arasında geçen bir söyleşiyi konu edinmektedir. Zevkle okuyacağınızı umuyoruz. İşte Hz. Ali'yi (a.s) örnek almaya çalışan Ali beyle, Hz. Fâtıma'yı (as) kendisine örnek edinmeye çalışan Fatıma hanımın, müşterek hayatlarının ilk saatlerinde gerçekleştirdikleri söyleşi:

ALİ: Fatıma hanım, müsaadenizle size bazı hususları hatırlatmak istiyorum; inşaALLAH faydalı olur.
FATIMA: Buyurun.
ALİ: Her şeyden önce bir ayetle başlamak istiyorum sözlerime. Kur'an-ı Kerim'in bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır Rabbimiz: "Erkekler kadınların üzerinde, sorumlu yöneticilerdir. Bu da ALLAH'ın onların bazısını (yani erkekleri) bazısına (yani kadınlara) üstün kıldığı içindir..." (Nisa, 34)

FATIMA: Yani siz bu âyetle erkeklerin kadınlardan her yönden üstün olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsunuz?

ALİ: Öyle değil mi?
FATIMA: Hayır ben buna katılmıyorum. Benim bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla bundan maksat şudur (Rabbim herkesten daha iyi bilir): Kadınlarda duygusallık yönünün güçlü, erkeklerde ise zayıf olması, artı erkeklerde tedbir yönünün güçlü olması nedeniyle müşterek hayatta tedbir ve yönetim yetkisi erkeklere verilmiştir. Yoksa her yönden bir erkeğin kadına üstünlüğü demek değildir. Yani anlayacağın erkeklerin sorumluluğu daha fazladır. Ama manevî yönden kadın ve erkeğin birbirine hiçbir üstünlüğü ve ayrıcalığı yoktur. Hangisinin takvası ve salih amelleri daha fazla olursa, o daha üstündür.
Madem sen bana âyet okudun, müsadenle bir âyet de ben okuyayım sana. Tahrim suresinin 11. âyetinde buyuruyor ki:
"ALLAH iman edenlere Firavun'un karısını örnek olarak verdi. Hani demişti ki; "Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."

ALİ: Bu ayetle ne demek istiyorsun sen?

FATIMA: Şunu demek istiyorum; ALLAH-u Teala bu ayette, mu'mine bir hanım olan Hz. Asiye'yi kadın erkek bütün mü'minlere örnek olarak göstermektedir; ya!
ALİ: Peki şu hadis-i şerife ne diyeceksin bakalım?! ALLAH Resulü (s.a.v) buyuruyor ki: "Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44771)

FATIMA: Sen annelerin de bir kadın olduğunu unuttun galiba! Müsaade et buna bir hadis de ben ekleyeyim:

"Adamın birisi Resulullah Efendimize gelerek: "Ya RseulALLAH kime iyilik edeyim? diye sorunca ALLAH Resulü "Annene" buyurdu. Adam tekrar sordu: "Sonra kime?" ALLAH'ın Resulü (s.a.a) yine "Annene" cevabını verdi. Üçüncü kere sordu; ALLAH Resulü yine "Annene" buyurdu. Dördüncü kere sorunca bu sefer "Babana" diye cevap verdi Resul-i Kibriya Efendimiz (s.a.v). (El-Kâfi C.2, S.159)
Yine "Cennet annelerin ayaklarının altındadır" hadisini de mutlaka biliyorsundur!

ALİ: Efendimiz'in şu hadisi de kulağına küpe olsun Fatıma hanım!

"Yazıklar olsun o kadın'a ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun." (Bihâr-ül Envâr) C. 103, S.246)
Buna ne diyeceksin Fatıma hanım!
FATIMA: Ne diyebilirim ki, Efendimizin buyruğudur ve emri başımızın üstüne! Ancak senin de şu hadisi bilmeni isterim Ali bey:
şöyle buyurmuştur ALLAH'ın Habibi (s.a.v.):
"Sizin en iyiniz hanımına karşı en iyi olanınızdır. Hanımlarına karşı en iyi olanınız da benim." (El-Vâfi, C.3, S.117)
Yine şöyle buyurmuştur. İmanı en kâmil olan mü'min, ahlakı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224)
Yine buyurmuştur: "Mü'min bir kimse ALLAH'a karşı olan takvadan sonra , sâliha bir eşten daha hayırlı bir şey elde edemez." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44410)
Yine buyurmuştur: "Saliha bir eş, erkeğin saadetindendir." (El-Kâfi, C.5, S.327)
Devam edeyim mi Ali bey?!

ALİ: Dur sıra bende! şu hadislere dikkatini çekerim Fatıma hanım; sonra bilmiyordum deme!

Buyuruyor ki Efendimiz (s.a.v): "Lanetlidir, lanetlidir o kadın ki kocasına eziyet edip üzsün; saadetlidir, saadetlidir o kadın ki kocasına saygılı olup ona eziyet etmesin ve bütün durumlarda ona itaat etsin." (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.253)
Yine buyuruyor ki (s.a.v): "Eğer bir kimsenin bir hanımı olur da, o hanım kendisine eziyet ederse, ALLAH onun namazını ve hiçbir iyi amelini kabul etmez; ona yardım edip onu kendinden razı kılıncaya kadar; bütün ömrünü oruç ve gecelerini ibadetle geçirse ve mallarını ALLAH yolunda infak etse dahi ve böyle bir kadın ateşe ilk giren(lerden) olur." (Vesail, C.14, S.116)

FATIMA: Evet amenna, ama hadisin devamını da okusana!

ALİ: Devamı da mı var?! Nereden biliyorsun?
FATIMA: Evet; bunları sadece siz mi biliyorsunuz sandın? Hamdolsun ALLAH'a artık mu'mine kadınlar da her gün geçtikçe daha bir bilinçlenmeye ve ALLAH'ın dinini en güzel şekilde öğrenmeye gayret gösteriyorlar!
ALİ: ALLAH bilginizi artırsın.
FATIMA: Amin! Cümlemizin.
ALİ: Peki nedir hadisin devamı?
FATIMA: Devamı şöyledir: "Erkek de hanımına eziyet ve zulüm ederse, onun için de aynı vebal ve azap söz konusudur..." (Vesâil, C.14, S.116)
ALİ: Şu hadise karşılık verebilecek misin acaba, onu merak ediyorum? Şöyle buyuruyor: "(Alemde) en kötü şey, kötü kadındır." (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.533)
FATIMA: Dinle o zaman: "Saliha bir kadın, bin tane salih olmayan erkekten daha hayırlı ve üstündür" buyurmaktadır Efendimiz(s.a.v). (Vesâil, C.14, S.123)
Bu meyanda az önce verdiğim ayeti de unutmamışsındır herhalde.
ALİ: Subhanellah! Neyse burayı geçelim!
FATIMA: Geç bakalım!
ALİ: Yeri gelmişken bilmiyorsan eğer, şu hadisi de bilmeni isterim doğrusu.
FATIMA: Tabi ki, niye olmasın! Vazifelerimizi ne kadar iyi öğrenirsek, ALLAH'ın izniyle o kadar daha iyi onları yerine getirmeğe gayret gösteririz. Seni dinliyorum.
ALİ :Evet şöyle okudum bir hadis-i şerifte "Bir kimsenin bir hanımı olur da onunla anlaşmaz, ALLAH'ın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, ALLAH o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe ALLAH ona gazap eder." (Vesâil, C.14, S.116)
FATIMA: Evet güzel bir hadistir; Ancak sana da bazı hadisleri hatırlatmada yarar görüyorum Ali bey.
Şöyle buyuruyor: "Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak âdi kimseler aşağılar." (Nehc-ül Fesâha, S.318, Hadis: 1520)
Yine buyurmuştur: "En iyi erkeklerinizden olanlar, takvalı, (içi ve dışı) temiz, eli açık, hain gözlere sahip olmayan, anne babasına iyilik eden ve ailesini başkalarının umuduna bırakmayan kimselerdir. En kötü erkeklerinizden olanlar ise yalancı, cimri, küfürbaz, (kazandığını) yalnız başına yiyen, misafiri reddeden, eşini ve hizmetçisini döven, ailesini başkalarının umuduna bırakan ve anne babasına haksızlık edenlerdir." (Vesâil C.14, S.18)
Bir hadisi de ekleyip sözü tekrar sana bırakacağım; buyuruyor ki: "Herhangi bir erkek hanımına (haksız yere) bir tokat atarsa, ALLAH azap meleği olan Malik'e cehennemde ona yetmiş tokat atmasını emreder..." (Tabi ki bunların hepsi tevbe etmeyip de helâllik almayan kimseler içindir.) (Müstedrek-ül Vesâil, C.2, S.55)
ALİ: Peki Fatıma hanım, sen bir kocanın eşinin üzerinde olan haklarını biliyor musun?
FATIMA: Anlatırsan sevinirim.
ALİ: Benim başım gözüm üstüne; yeter ki sen böyle şeyleri anlatmayı benden iste! Bak Efendimiz (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Erkeğin, hanımının üzerindeki hakkı, ışığı yakması (eskiden bunun külfetli bir iş olduğu malumdur), yemek yapması, eşi eve geldiğinde kapı ağzında onu karşılayıp ona "Hoş geldin" demesi, abdest aldığında ona kap ve kurulayıcı mendil-havlu takdim etmesi ve mazereti olmadan onun isteğini reddetmemesi." (Mekârim-ül Ahlak, S.246)
Bir diğer hadiste şöyle buyuruyor ALLAH'ın Resulü (s.a.v): "..Sizin hanımlarınızın üzerinde birtakım haklarınız vardır, onların da sizin üzerinizde. Sizin bazı haklarınız "Yabancı kimselerle gayri meşru ilişkilerde bulunmamaları, iyi şeylerde size itaatsizlik etmemeleridir. Bunlara dikkat ettiklerinde güzel bir şekilde onların rızkını ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir. Ayrıca onları dövmeyin de." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.245)
İşte bunlar söz konusu haklardan bazı önemli olanları.
FATIMA: ALLAH razı olsun. Fakat bir hatırlatma olarak sizin de şu hadisi şerifleri dikkate almanızı isterim. Şöyle buyuruyor: "Kadının kocasının üzerindeki hakkı, onun karnını doyurması, onu giyindirmesi ve ona surat asmamasıdır." (Bih1âar-ül Envâr, C.103, S.254)
Diğer bir hadiste, kadının kocasının boynundaki hakkı sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "Karnını doyurması, onu giyindirmesi (yani ihtiyaçlarını gidermesi) ve bir hata yaptığında onu affetmesidir." (El-kâfi, C.5, S.510)
Bir diğer hadiste ise bir erkeğin evinde ve ailesine karşı sahip olması gereken hasletler şöyle sıralanmıştır; "Güzel bir davranış, ölçülü bir şekilde onlara karşı geçim imkanlarını sağlaması ve onları manevi tehlikelerden koruyacak bir hamiyet." (Tuhef-ul Ukul, S.322)
Hz. Ali'den (ra) de şöyle nakledilmiştir: "Kadınlara karşı her halükarda müdara edin, onlarla güzel bir şekilde konuşun ki onlar da davranışlarını size karşı güzelleştirsinler." (Bihar-ul Envar, C.100, S.223)
Bir hadiste de şöyle buyurmaktadır: "Kim kendi ailesine iyi davranır, onlara iyilikte bulunursa, ALLAH ömrünü uzatır." (El-Hisal, S.88)

ALİ: Peki Fatıma hanım sen şu hadisleri duydun mu hiç?
"Bir kadın yedi gün kocasına (ALLAH rızası için) hizmet ederse, ALLAH onun yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını açar ki hangisinden isterse içeriye girsin." (Vesail, C.14, S.123
"Bir kadın kocasına bir içim su verirse, onun için gündüzleri oruç ve geceleri ibadetle geçen bir yılın ibadetinden daha hayırlı olur. Ayrıca verdiği her suyun karşılığında ALLAH onun için cennette bir şehir kurar ve altmış hatasını bağışlar." (Vesail, C.14, S.123)
Hz. Ali (ra) de şöyle buyurmaktadır: "Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S.252)
Ümm-ü Seleme annemiz (r.a) de Resulullah'a (s.a.v) kadınların eşlerine ettikleri hizmete karşılık alacakları fazilet ve sevabı sorunca, şöyle buyurdular: "Bir kadın, evinin içinde sırf ıslah niyetiyle bir şeyi bir yerden bir yere kaldırıp koyarsa, ALLAH ona (rahmet gözüyle) bakar ve ALLAH (rahmet gözüyle) baktığı kimseyi azap etmez." (Bihâr-ül Envâr, C.103, S.251)
Evet Fatıma hanım, artık ona göre!

FATIMA: Ne güzel! Yeter ki Rabb'im bu mükafatlara bizi layık kılsın. Ben de seni mutlu etmek için şu hadisleri takdim etmek istiyorum huzur-u âlinize Ali bey! Şöyle buyuruyor Efendimiz (s.a.v.): "Ancak sıddık veya şehid yada ALLAH'ın kendisi için dünya ve âhiret hayrını dilediği erkek ailesine hizmet eder." (Bihâr-ül Envâr, C.14, S.123)

Yine şöyle buyurmuştur: "Hiç şüphesiz bir erkek hanımının ağzına verdiği bir lokmadan ötürü (dahi) mükafatlandırılır." (El-Meheccet-ül Beyza, C.3, S.7)
Bir başka hadiste: "Erkek eşine verdiği bir içim suya karşılık (dahi) mükafatlandırılır" buyuruyor. (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44435)
Ve bilahâre şöyle buyurmaktadır: "Aileye hizmet etmek kebire (büyük) günahların keffareti sayılır ve ALLAH'ın gazabını söndürür." (Cami-ül Ahbar S.276)

ALİ: Şunu da biliyor musun ki? "Ailesinin geçimini (helâlden) sağlamak için çalışan, zahmet çeken kimse ALLAH yolunda cihad eden gibidir" buyrulmaktadır hadiste. (Vesâil, C.12, S.43)

FATİMA: Evet çok şükür biliyorum ve şunu da biliyorum ki ALLAH Resulü (s.a.v.) Ümm-ü Seleme anamıza buyurmuştur ki, "Bir kadın hamile kalıp (bunun zorluklarına sabrettiğinde) canıyla, malıyla ALLAH yolunda cihad eden kimsenin sevabına hak kazanır; doğum yaptığında ise ona şöyle denilir: "Günahların bağışlandı, artık amellerine yeniden başla". Çocuğuna süt vermeye başladığında, her defa verdiği süt için İsmail oğullarından bir köle azat etmenin sevabını kazanır." (Bihar-ül Envar, C.103, S.251)

Zaten yukarıda senin verdiğin bir hadiste bunu ifade ediyordu: "Kadının cihadı, eşine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmesidir."
ALİ: Neyse söz uzadı! Son bir şeyi de hatırlatıp bitirmek istiyorum sözümü; fakat buna bir karşılık verebileceğini sanmıyorum Fatıma hanım!
FATIMA: Buyur, söyle bakalım; göreceğiz!
ALİ: Yine Efendimiz'in güzel bir-iki sözüdür bunlar; şöyle buyuruyor: "Kim hanımının kötü ahlakına sabrederse ve bunu sırf ALLAH rızası için yaparsa, ALLAH ona sabrettiği her gece ve gündüze karşılık Hz. Eyyub'a (sabrına karşılık) verdiği sevabı verir. O kötü huylu kadına da her gece ve gündüze karşılık kumların sayısı kadar vizr-u vebal yazılır." (Sevab-ul A'mal, S.339)
Yine şöyle buyuruyor: "Kim kötü ahlaklı hanımının huyuna sabrederse ve bunu ilahi mükâfat niyetiyle yaparsa, ALLAH ona şükredenlerin sevabını verir." (K?sâr-ül Cümel, C.1, S.289)
Hadi bakalım, buna karşılık bir söyleyecek bir sözün var mı?!

FATIMA: Yoksa olmadığını mı zannediyorsun?! Bu din adalet dinidir Elhamdulillah. Hiçbir kimsenin hakkını zayi etmez. Evvela az önce söylemiş olduğun hadisten dolayı ALLAH'a sığınırım. Rabb'im bana ve bütün mû'mine hanımlara, öyle durumlara düşmemek ve o korkunç veballeri hak etmemek için yardımcı olsun. Eşlerine karşı vazifelerini en güzel şekilde yerine getiren ve islamî ahlâkı bütün boyutlarıyla kendine prensip edinen saadetli kadınlardan eylesin. Karşılık dediğin şeye gelince madem istedin, o halde dinle, bak ne buyuruyor Efendimiz (s.a.v.):
"Kim kocasının kötü ahlakına sabrederse, ALLAH ona Hz. Asiye bint-i Müzahim'in sevabını verecektir (Firavun'un kötü ahlakına sabrettiği için)." (Bihar-ül Envar, C.103, S.247)
Evet bu da senin son cevabın. inşaALLAH ALLAH ne seni öyle bir sabra mecbur eder, ne de beni böyle bir sabra. Rabb'im sonumuzu hayırlı kılsın.
ALİ: Amin!

(Alinti)


Tarih: 19:59, 30/10/2007 Kategori: islam
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Osmanlı zekası

Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim’e. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyooooor..Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!!!!! Cihan padişahı emir veriyor, "herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermeliyiz" Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarlasüslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın Osmanlı İstanbul'unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor... Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, onra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor: "Herkes yediğinden ikram eder" !!!

(Alinti)




Tarih: 20:19, 28/10/2007 Kategori: Hikaye
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

insallah demenin öndemi





Hz. Peygamber (sav) Mekke döneminde İslam’ı tebliğ ederken, Mekke’nin ileri gelenleri de sayıları giderek artan Müslümanlarla nasıl baş edecekleri konusunda çareler düşünmeye başlar. Fakat Hz. Peygamberin tam olarak ne yapmak istediği konusunda kafaları karışıktır. Yine bir gün bu çetin problem hakkında konuşurlarken, Yahudi âlimlere de danışmak üzere bir heyet göndermeye karar verirler. Gönderecekleri iki elçiye; «Onlara Muhammed´den bahsedin, onu tarif edin ve söylediklerini iletin; çünkü onlar ilk kutsal kitaba ina­nıyorlar ve mutlaka peygamberler hakkında bilgileri var­dır. Oysa bizim bu konuda hiçbir bilgimiz yok» derler.

Konu Yahudi âlimlere açılınca, gelen heyete şunları söylerler: “Peygamber olduğunu söyleyen o kişiye şu üç soruyu sorun. Eğer bu sorulara ce­vap verebilirse O ALLAHın peygamberidir, fakat eğer ce­vap veremezse yalancı ve sahtekârdır.” Yazıyı uzatmamak için bu soruları geçelim.

Heyet Mekke’ye döndüğünde, Kureyşin li­derleri Hz. Peygambere haber göndererek bu üç soruyu sor­ar. Hz. Peygamber: «Yarın size bunların cevabını vereceğim» der. Fakat înşaALLAH (ALLAH dilerse)» demeyi unutur. Er­tesi gün Kureyşliler cevap için geldiklerinde onları geri gön­derir. Hz. Peygamber Hz.Cebrail (as) vasıtasıyla ALLAH’ü Teala’dan bu soruların cevabını beklemektedir. O günden itibaren on beş gün boyunca hiç bir vahy gelmez, Cebrail de hiç yanına uğramaz. Mekkeliler alay etmeye başlarlar. Hz. Peygamber Mekkelilerin alaylarına çok üzülse de yapacak bir şey yoktur. Kendisini normalde hemen her gün ziyaret eden Cebrail de ortalıkta görünmemektedir. En sonunda Cebrail, onu te­selli eden ve üç soruya da cevap veren vahyi getirir. Cebrail bu arada bu uzun bekleyişin sebebini de getirdiği şu ayetle izah eder:

«Hiç bir şey hakkında ´Ben bunu yarın mutlaka yapacağım´ deme. Ancak: «ALLAH dilerse» (yapacağım de)» (Kehf: 23–24).

Mesele anlaşılır. O günden sonra Hz. Peygamber daha titiz davranır. Mesela Peygamber Efendimiz bir mezarlığa uğradığında, ölüm her bir insan için muhakkak olduğu halde, yukarıda verdiğimiz ayeti kerimeden kaynaklanan ilâhi terbiye gereği, “İnşâALLAH biz de sizlere kavuşacağız” buyurmuştur.


Alinti


Tarih: 14:45, 20/9/2007 Kategori: Peygamber Efendimiz
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

Şaki - Said


Şüphesiz cennete girenler çok olacaktır.Ancak üç sınıf insan var ki, onlar güzel amel ve halleriyle oraya daha layık görülmüşlerdir:

1-Adaletle iş görüp,insanlıktan yana başarılı hizmetler veren hükümdarlar
2-Yakınlarına merhametli,yufka yürekli olan kimse,
3-Çoluk-çocuk sahibi olan onların iffet ve namusunu edep ve terbiyesini koruyan adam...


Resulullah (a.s) buna mukabil dört kimseye de Cenab-ı Hakk'ın gazap ettiğini belirterek onları şöyle sıralamıştır:

1-Yeminle alım_satımda bulunan,yani satarken müşteriyi ya inandırmak, ya da aldatmak için yemin eden satıcı,
2-Büyüklük taslayıp akranına tepeden bakan genç kişi,
3-Zina peşinde koşan yaşlı kimse,
4-Halka zulüm eden hükümdar...
'

(Kaynak: Firaset.net)

Tarih: 21:04, 30/8/2007 Kategori: islam
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Filistin cocuklari


Tarih: 22:30, 11/8/2007
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

Sakat doğma ihtimali olan çocuğumu aldırayım mı?



Ahmed Şahin hocanin
başına gelen olay:

"Telefonun öbür ucundan gelen ses sanki imdat diye sızlanıyor gibiydi. Belli ki ciddi bir sıkıntı içindeydi.

– Hocam şükürler olsun ki size ulaşabildim, ömür boyu bana vicdan azabı çektirecek bir imzayı atmak üzereyim. Yardım edin lütfen!. dedi.. Önce şaşırdım böyle bir imza işine. Ne imzasıydı bu?

– Atacağın imza çek, senet imzası ise bizim bu konuda pek bilgimiz olmaz, dedim. Bir ah çekti:

– Keşke, dedi, çek senet imzası olsaydı. Çekten, senetten çok daha büyük olay bu. Bir insanın öldürülmesi için atacağım imza. Daha doğrusu kendi yavrumun ölümüne izin vermem için istenen imza.!. İyice şaşırdım:

– Açıklayın da şaşkınlıktan kurtarın bizi. Çocuğunuzu mu öldürtmek istiyorlar size?

– Aynen öyle, dedi. Sonra da şöyle açıkladı durumunu:

– Bir müddetten beri hamilelik kontrolleri yaptırıyorum. Son kontrolümde çocuğun sakat olacağı görüşünü benimsediler doktorlar. Bu çocuğun sağlam doğma şansı yok denecek kadar azdır, geç kalmadan aldır, dediler. Günlerdir buhranlar içindeyim. Uzatılan kağıdı imzalayıp sakat doğacak çocuğumu aldırayım mı? Yoksa sakat ta olsa doğsun mu? Yanlış bir karar verir de ömür boyu vicdan azabı çekerim diye deprasyona girdim. Çek, senet imzasıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir olay değil mi bu? Bana bir çıkış yolu gösterin. Aldırayım mı sakat doğma ihtimali olan çocuğumu? Yoksa sakat ta olsa doğmalı mı?.

– Bu sizinle doktorlarınızın arasında bir mesele. Durumun ciddiyetini doktorlarınız bilir. Biz ancak ilgili kitaplardaki bilgiyi aktarmakla iktifa ederiz. Başka bir etkimiz, tepkimiz olamaz!.

– Ben de onu istiyorum zaten. İlgili kitaplarımızda ne hüküm veriliyor sakat doğacak çocuk konusunda? Sakat doğma ihtimali varsa aldırılabilir, diyor mu?

– Hayreddin Karaman Hocaefendi (Hayatımızdaki İslam) kitabında, ”sakat, geri zekalı, hasta doğma ihtimallerinden dolayı çocuk aldırılamaz” diyor. Anlaşılan, sakat ta olsa hiçbir çocuğun yaşama hakkı elinden alınamaz. Ama ölü doğarsa veya doğduktan sonra ölürse ondan da kimse sorumlu tutulamaz..

– Açıkça aldırma mı diyorsunuz bana?.

– Ben bir şey demiyorum. Kararı siz verin. İmzayı siz atacaksınız. Ben sadece bildiğimi arz etmeye çalıştım... Teşekkür ederek ayrıldı telefondan.. Aradan epeyce bir zaman geçti. Bir gün yine bir telefon. Ama nefes nefese:

– Hocam iki gündür durmadan size dua ediyorum. Beni ömür boyu vicdan azabı çekeceğim bir yanlıştan kurtardınız.

– Tanıyamadım kusura bakmayın!..

– Hani sakat doğum yapma ihtimali olan biri vardı ya?. İşte ben O’yum. Siz, sakat ta olsa çocuğun yaşama hakkı elinden alınamaz, demiştiniz. Ben de sizden aldığım cesaretle, dua ederek sonucu beklemeye başladım. Şu anda Ok Meydanı hastanesindeyim. Mutluluğumu sizinle paylaşmak istiyorum. Şükürler olsun Rabbime. Sakat filan değil nur topu gibi bir oğlan çocuğu ihsan etti bana. Sağlam doğma ihtimali çok az demişlerdi. İşte o çok az gerçekleşti. Bana cesaret verdiğiniz için, size özel dualar ediyorum.

– Dileriz bütün sakat ihtimali olan doğumlar da sizin gibi mutlu şekilde sonuçlansın...

– Bu duanıza da amin diyorum. Rabbim benzerlerine de aynı mutluluğu nasip eylesin!

Sakat doğum konusuna ait bir telefon sohbetimizi takdim etmiş olduk. Bilmem iştirak ettiniz, bilmem itiraz.. Artık takdir ve tercih sizindir.."


Kaynak:
www.sorularlaislamiyet.com



Tarih: 15:50, 5/8/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı


Tarih: 23:56, 20/6/2007 Kategori: islam
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Mevlana'dan Manalı Sözler







Tarih: 00:26, 16/6/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

TESBIH NAMAZI




Tabiinden Ikrime, Ibn-i Abbas(ra)'dan su hadisi rivayet eder:" Rasulullah(sav) söyle dedi:

-Ey Abdulmuttalib oglu Abbas, Ey amcacigim Abbas, sana bir sey vereyim mi? Sana bir sey agislayayim mi? Sana bir sey hediye edeyim mi? Sana on tane günahlar dan bagislatici haslet bildireyimmi? bunu yaptiginda Allah senin, önceki ve sonraki, eski ve yeni olan, gerek bilerek gerekse hata olarak yaptigin, gerek küçük gerek büyükgizli ve açik on tane özelligi bagislar;

dört rekat namaz kilarsin, her rekatinda Fatiha Suresini okursun, Ilk rekatin kiraatini bitirdikten sonra ayakta iken " Subhanellahi vel-Hamdülillahi ve la ilahe illallahü vellahü ekber" diye onbes defa söylersin, sonra rukuya varirsin, rukuda iken yine bu duayi on defa söylersin, sonra basini rukudankaldirir on defa daha söylersin, sonra secdeye varirsin ve secdede iken de on defa söylersin, sonra basini secdeden kaldirir yine on defa söylersin, sonra secde eder yine on defa söylersin, sonra basini kaldirirsin yine on defa söylersin. Tüm bunlar bir rekatta yetmisbes tanedir. Bunlari dört rekatta da yaparsin.

Eger bunu her günde bir defa kilmaya gücün yeterse yap. Eger gücün yetmezse her cumada bir defa yap. Eger yapamazsan her ayda bir defa yap. Eger yapamaz isen her senede bir defa yap. Eger yapamaz isen ömründe bir defa yap. " (Ebu Davud, Ibn-i Mace, Ibn-i Huzeyme). (1)



Kaynak: (http://www.ehlitevhid.de/elemin/ilim/rabbani.html)

Tarih: 22:57, 3/6/2007 Kategori: islam
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
Fotograflarim

<- | Sonraki Sayfa ->




Image hosting


Get your own Chat Box! Go Large!

counter
counter Domain SiralaTURK.com - Türkiyenin gerçek web sıralaması blog ekle blog toplist NurluYuz

Site Ekle
Dmoz